GÜLCEMAAT DİYARINA HOŞGELDİNİZ
   
  Yeni islami Portaliniz
  İBADETLERDE KIYAS.
 

İki mesele birbirine ne kadar çok benzerse benzesin, biz kıyas edemeyiz. Kıyası ancak müctehid âlimler yapar. Müctehid âlim de, nassa dayanmadan yapamaz. İmam-ı a’zam hazretleri bunu şu üç örnekle açıklıyor:

      1- Namaz, oruçtan daha önemli olduğu halde, hayzlı kadın kılmadığı namazları kaza etmez; fakat tutmadığı oruçları kaza eder. Eğer kıyasla olsaydı, namazlar kaza edilir; oruçlar kaza edilmezdi.

      2- İdrar, meniden daha pis olduğu halde, idrar çıkınca abdest almak yeterken, meni çıkınca gusül de gerekir. Eğer kıyas geçerli olsaydı, meni çıkınca değil, idrar çıkınca gusletmek gerekirdi.

      3- Kadın, erkeğe göre daha zayıf yaratılışlıdır; ama dinimize göre mirasta kadının hissesi, erkeğin yarısı kadardır. Eğer kıyasla olsaydı, bunun tersi geçerli olurdu. Kadın zayıf olduğu için ona iki, erkeğe bir hisse verilirdi.

      Birkaç örnek daha:

      1- Namazda imamın okuduğu Fatiha’ya âmin demek namazı bozmazken, başkasının okuduğu Fatiha’ya âmin demek bozar.

      2- Namazda birisinin emriyle sağa sola gitmek namazı bozar; fakat biri, kıbleye tam duramamışsa, bunu gören birisinin (Biraz sağa, biraz sola dön) sözüne uyarsa namazı bozulmaz.

      3- Kıbleye doğru namaz kılmak farzdır; fakat bir kimse, gerekli araştırmayı yaparak tam ters yöne dursa, namazı sahih olur. Araştırmadan kıbleye doğru dönüp kılsa, namazı sahih olmaz.

      4- Oruçlu bir kimse, imsak vaktinden önce veya sonra ihtilam olsa, herhangi bir sebeple yıkanamasa, tuttuğu oruç sahih olur. Cünüp gezme, namaz kılamama günahı ayrıdır. Böyle sebeplerle cünübün oruç tutması sahih olduğu halde, hayzlının oruç tutması haram olur.

      5- Bir salih mümin deniz üstünde yürüse keramet ehli denir; fakat bunu fâsık veya kâfir yaparsa, onun yaptığına keramet denmez, istidraç veya sihir denir.

      Hazret-i Ali de, (Din, nakle dayanır. Akılla, kıyasla olsaydı, mestin üstünü değil, altını mesh ederdim. Hâlbuki Resulullah mestin üstünü mesh ederdi) buyuruyor.

      İslamiyet’te aklın ermediği şeyler çoktur; fakat selim akla uymayan bir şey yoktur. Ahiret bilgileri, Allahü teâlânın beğenip beğenmediği şeyler ve Ona ibadet şekilleri, eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akılla doğru olarak bilinebilselerdi, Peygamberin gönderilmesine lüzum kalmazdı. İnsanlar, dünya ve ahiret saadetini kendileri bulabilirdi ve Allahü teâlâ, hâşâ, Peygamberleri boş yere ve lüzumsuz göndermiş olurdu.

 
  Bugün 1 ziyaretçi (62 klik) kişi burdaydı! gullerinefendisi1.tr.gg  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=