GÜLCEMAAT DİYARINA HOŞGELDİNİZ
   
  Yeni islami Portaliniz
  Hakîkî (İlâhî) sevgi ve dereceleri
 

 
Hakîkî (İlâhî) sevgi ve dereceleri

1.İçinde taşıdığı sevgi sebebiyle kalbin sürekli özlem duymasıdır ki,sevginin en alt derecesidir.


Sessizce kalbi bürüyen bir şeydir bu. Hiç umulmadık anda ve umulmadık zamanda gönlü kaplar.
Havadan daha seyyal,yangından daha sârî ve kalpten kalbe akıp giden bir unsûr-i nârîdir bu.
Bitmeyen bir özlemin dinmeyen sızısıdır. Sevene sevgilisine ezelde verdiği sözü hatırlatır.
Sadırlara yerleşir ve satırlarda hep o bitimsiz özlemi anlatır:

“Özleminle kurudum döküldü yapraklarım/ Ruhuma hayat veren baharımsın sevgili

Nağmesi “âh” olan inleyişle anarım/ Beni bu âteş ile yakansın ey sevgili” (Haddâd)



2. Seven kimseye, sürekli olarak gözyaşı döktüren sevgi halidir.


Ne zaman cân kuşu sevgiliye meyletse bir sağanak buluta dönüşür gözler.
Bu meylin sürekliliği halinde ise seven bir pınardan farksızdır. Gözyaşı, yaşanan duyguların
yoğunluğu ile paralellik arzeder. Öyle bir an gelir ki,seven gönül şebnem yerine kan döker dîdelerinden.

“Bir kâsedir alev dolu gönlüm yana yana/Ben tâ senin yanında dahî hasretim sana
Yaşlar dökende söndüremez âteşimi su/Sunsan elinle kanımı içsem kana kana”
(Rabia Hatun)

Sevgi bu mertebede gönül kâsesini harlandıran kızgın bir alev topuna döner.
Vuslat arzusu öylesine artar öylesine kuvvet bulur ki, sığındığı gözyaşları dahi serinletmeye yetmez.



3. Sevgilinin sevgisiyle sermest, sarhoş ve tam bir dostluk içindedir.

Seven kimse artık varlık sarayını yıkıp, harâbeye döndürmüş ve sevgiliyi gönül tahtına davet etmektedir.
Sevdâ ateşi başını döndürmede ve içinde bulunduğu hali tahlil etmekte güçlük çekmektedir.
Kınayıcıların kınamasına aldırmaksızın câm-ı aşktan doyasıya yudumlamaktadır.

Kimseden korkusu ve kimseden bir beklentisi yoktur. Bâzen mestâne, bâzen dîvâne
ve bâzen de pervânedir.O, dost ile dost olmuş, gerisi bahanedir.

“Ben câm-ı aşkı içtim mestânedir desinler/ Havf u recâyı geçtim dîvânedir desinler
Yan şem’-i hüsn-i yâre bin cân ile Sezâî/ Yok bundan özge çâre pervânedir desinler”
(Sezâyî-i Gülşenî)



4. Kötü huylardan arınma ve güzel huylarla donanma suretiyle sevgiliye layık olmak ve ona yaklaşmak.

Gönül sarayının kapıları sonuna kadar sevgiliye açılır bu demde.

Ne var ki sevgiliye pâk bir mekan gerektir.

Gönül evi îmar edilmeden cânan oraya gelmez, itibar etmez.

“Sür çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ide Hakk/Pâdişah konmaz saraya hane mamur olmadan”

Şunu bil ki; “Hakk’tan özge ne var ise gönülden silip at. Aksi takdirde sarayın padişahı orada barınmaz.”



5. Kalbi parçalayan ve yakan ateşli sevgi.

Sevginin şiddeti ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bu mertebede kalbin derinliklerini yoklayan,
sarsan yakıcı-yıkıcı bir âteşten bahsetmek gerek.

Çünkü sevgi sevene kendi rengini vermek için adımlarını hızlandırmış,kontrolü eline almıştır.

Bu öylesine bir âteş ki, düştüğü yeri fasılasız bir biçimde yakar kül eder.
Bu yangının sahibinden çıkan âh şulesi ise her iki cihânı yakacak güçtedir.

Âteş-i aşk ile her-dem dil ü cân oda yanar/Ger bir âh eyler isem iki cihân oda yanar
(Cem Sultan)



6. Sevdalıyı çıldırtan sevgi.


Sevgi çılgınlığı. Çılgınca sevme. Sevgilinin kulu kölesi olma.

Seven sevdiğine o denli tutulur ki, neyi var neyi yok feda eder. Çılgınca sever, sevgisiyle çılgınlaşır.
Âdeta sevgilinin kulu kölesi olur. Pây-i tahtı sevgilinin emrine verir, onu memnun etmek için neyi varsa sunar.

Yâre sun yâre,bağrından yâre sun/Dermân olur derdin aşk ile yâre sun
Yak özünü külünü göğe savur/Mavidir sızıların avuç avuç yâre sun
Aczini azığın bil var sevgili katına/Varlığın son sermayen düşünmeden yâre sun
(Ahmet Mercan)



7. Yarin güzelliğini seyrederken sevgi şarabıyla kendinden geçme. Sevgi şarabını kana kana içmek.

Yarin güzelliği karşısında göz seyre dalar,gönül bu zevk ile kendinden geçer.
Sevda güneşinin ışıkları sevdalının gözlerini,sevgiliden gayrıya kör eder.
O artık hüsn-i yârin esîridir.

Sevgi kadehinden yudumladıkça bu esâret artar. Artık aşk kapısını aralamıştır.
Âşık olan cân verir dîdârına dilberlerin/Bülbül-veş cân atar gülzârına dilberlerin
Hubb-i Mevlâ bâdesi âşıkların gark eylemiş/Kim düşer fânî olur efkârına dilberlerin

(Alvarlı Muhammed Lütfi Efe)




8. Aşk mertebesi.

Sevenin sevgilisinde kendisini yok etmesi. Her şeyin mâşuktan ibaret olması halidir.

“Pervâne uçtu, döndü, eritti kendini ve yok oldu ortalardan. Resimsiz, cisimsiz, unvansız
hale geldi.Artık ne için dönecekti şekillere? Vuslattan sonra hangi hal vardı ki döne?
Bakışa ulaşan kulak vermez habere. Ve bakılana kavuşan, aldırmaz bakışa...”(Hallâc)

Bu mertebede âşık; geçici alemde kendi isteği ile “ölmeden evvel ölme” sırrına erişir
ve aşk ile sonsuzluğa dirilir..

Vücûd cübbesin aşk ile çâk et/Dalagör kim ummân-ı aşktır (Yunus Emre)

Âşık Yunus varlık elbisesinin aşk ile parçalanıp yok edilmesini salık verirken aşk deryasına
kavuşmanın yolunun da buradan geçtiğini hatırlatır. Ve;

“Ne duruyorsun! Artık kır şu kabuğunu! Aşk gibi bir sonsuzluk deryası seni bekliyor.”
Demek ister. Aşk mertebesinin fonksiyonunu ise Eşrefoğlu Rûmîden dinleyelim:

“Şimdi hâkim gönlümün iklîmine aşktır benim/Akla nefse fene câna hükmünü sürdü bu aşk

Bu gönül hücrelerini tahliye kıldı kamu/Ademiyyet noktasından sildi süpürdü bu aşk

Kendi varlığıyla küllî varlığım mahv eyledi/Dost gözüyle baktı ol dost yüzünü gördü bu aşk
..

 
  Bugün 40 ziyaretçi (67 klik) kişi burdaydı! gullerinefendisi1.tr.gg  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=