GÜLCEMAAT DİYARINA HOŞGELDİNİZ
   
  Yeni islami Portaliniz
  ORUÇLARIMIZIN SIR'LARI VE İNCELİKLERİ...
 

Oruç Sabırdır.

Orucun Vacipleri

Orucun Kazası

Orucun Sünnetleri

Orucun Dereceleri

Sünnet Oruçlar

Oruç Sabırdır

Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'in pek çok yerinde sabrı emretmiş, övmüş ve mükâfatının çokluğunu bildirmiştir. Örneğin bir âyette, "Ancak sabredenlere hesapsız mükâfat verilecektir." (Zümer, 10) buyurulmuştur. Allah Rasûlü (sa) da orucun sabrın yarısı olduğunu söylemiştir. (Tirmizî, İbnu Mâce) Oruçlular cennete girdiklerinde onlara: "Geride kalan dün­ya günlerinde oruç tutmanıza bedel, şimdi gönlünüzce yi­yip içiniz." (Hâkka, 24) denir. Bir kudsî hadiste şöyle buyurulmuştur: "İbadet ve tâatlerin sevabı (şartlarına göre) on'dan yedi yü­ze kadardır. Oruç ise benim içindir; onun sevabını ben tak­dir ederim." (Müttefekun aleyh) Allah Rasûlü (sa) ise şun­ları söylemiştir: "Cennetin bir kapısı oruçlulara tahsis edil­miştir. Cennete oradan yalnız onlar girerler." (Müttefekun aleyh), "Allah Teâlâ, oruçlu kullarını meleklere gösterip onlarla övünür ve "Şeh­vetini, lezzetini, yiyip içmesini benim için terk eden kulla­rıma bakın!’ der."

Orucun diğer ibadetlere göre iki özelliği ve üstünlüğü vardır. Bunlardan birincisi, onun gizli ve bu sebeple son de­recede ihlâslı olması, ikincisi ise, onunla nefsin kırılması ve şeytanın kovulmasıdır. Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Şeytan insanın damarlarında do­laşır. Oruç tutarak onun yollarını daraltın." (Müttefekun aleyh) Allah Rasûlü (sa) Hz. Âişe'ye, "Oruç tutmak suretiyle devamlı olarak cennet kapısını çal." demiştir. (Hz. Âişe de bu emir ve tavsiyeye ömrü boyunca uymuş ve sekerâta gir­diği gün de oruç tutmuştur.) Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Şeytanlar insanların kalpleri üzerinde dolaşmasalardı, onlar (insanlar veya onların kalpleri) gayb âlemini görebileceklerdi." (Ahmed) Oruç ise, şeytanları kalb semtinden uzaklaştırır; böylece kalbin gözü açılır ve o içine akseden ilâhî nurla gaybı görür veya hisseder.

Oruç, şeytanların ve kötü hislerin hücumuna karşı ko­ruyucu kalkandır.

Oruç diğer ibadetlerin de kapısıdır.

Orucun Vacipleri

Oruçla ilgili vazifeler ve vacipler şunlardır:

1- Şaban ayının son gecesinde hilâli aramak. Bu vacibin terk edilmesiyle bütün mükellefler günah kazanırlar. Çün­kü Ramazan ayının başı hilâlin görülmesiyle sabit olur.

Şafiî mezhebine göre, aklı başında, doğru sözlü ve göz­leri sağlam bir kişinin hilâli görmesi yeterlidir.

Hanefî mezhebine göre ise, tam kanaat oluşturacak miktarda insanların görmesi lâzımdır. Şafiî mezhebine göre, hilâlin bir yerde görülüp bir yerde görülmemesi halinde, iki yer arasındaki mesafe iki merhale (atmış kilometre) den faz­la değilse, her iki yerin halkına da oruç tutmak vacip olur. Bu mesafe daha fazla ise, her yerin hükmü kendine göredir. Hanefî mezhebindeki bir görüşe göre, bir yerde hilâlin görülmesi bütün müslümanları bağlar.

Diğer bir görüşe göre ise, bu hüküm sadece aynı boy­lamda (ay hareketlerinin değişmediği bölgede) olanlar için geçerlidir. Havanın bulutlu olması veya hilâlin görülmeme­si durumunda Şaban ayı otuz gün olarak tamamlanır ve Ramazan orucuna ondan sonra başlanır.

2- Her oruç günü için niyet getirmek. Şafiî mezhebine göre, niyeti şafaktan önce getirmek lâzımdır. Hanefî mez­hebine göre ise, öğleden önceye kadar niyet edilebilir. (Da­ha önce de belirttiğimiz gibi, niyet, yapılacak ibadete zihin­de karar vermektir. Bunu sözle ifade etmek ise, zihinde ola­nı seslendirmekten ibarettir. Bu sebeple, bazı âlimler sahu­ra kalkmak gibi oruca mahsus olan fiillerin de niyet hükmünde olduğunu söylemişlerdir.)

Oruç ibadeti ilk farz olduğu zaman, gecenin her hangi bir vaktinde niyet getirince oradan itibaren oruca başlamak gerekirdi. Fakat daha sonra bunun başlangıcı şafağın sökmesi olarak belirlendi. Allah Teâlâ, hafifletici olan bu son hükmü şöyle bildirdi: "(Ufuktaki) beyaz hat siyah hattan ayrılıncaya kadar yiyip için, ondan sonra akşama kadar orucu sürdürün."

Temiz olmayan kadının oruç tutması caiz değildir. Ancak, kandan temizlendikten sonra, yıkanmadan önce de oruca niyet etmesi geçerlidir.

3- Şafak atışından güneş batışına kadar olan oruç süre­si içinde vücudun tabiî menfezlerinden (ağız, burun, göz, kulak, ön ve arka) veya açılan yaralardan mide, barsak, mesane ve dimağa her hangi bir madde ulaştırmamak. Ku­lağa yağ ve ilaç akıtmak orucu bozduğu halde, kendiliğinden giren su onu bozmaz; göze sürme çekmek de orucu bozmaz. Orucu bozan bir işi unutarak yapmak, elde olma­dan boğaza toz, su ve benzeri şeylerin kaçması orucu boz­maz. Ancak su, ağızda fazla çalkalanmak sebebiyle boğaza kaçarsa orucu bozar. Kan aldırmak, menfezlere kuru şeyler sokup çıkarmak orucu bozmaz. Vakti şaşırarak şafaktan sonra veya akşamdan önce yemek içmek gibi, orucu bozan bir işi yapmak, orucu bozup kazayı gerektirir.

4- Cinsî ilişki ve istimna (mastürbasyon) dan sakınmak. Boşalmaya yol açmayan öpme, kucaklama gibi hare­ketler, mekruh olmakla birlikte orucu bozmazlar.

5- Kusmaya çalışmamak. Kendiliğinden kusmak ise, oruca zarar vermez.

6- Öksürme vesaire ile ağzın içine çıkan balgamı yut­mamak. Boğazdaki balgamı yutmak ise, orucu bozmaz. Hanefî mezhebine göre, ağızdaki balgamı yutmak da oru­cu bozmaz.

(Müctehidler döneminde bulunmayan iğnenin orucu bozup bozmadığı konusunda üç görüş ortaya atılmıştır. Bu görüşlerden birine göre, iğne orucu bozmaz. Birine göre bozar. Birine göre de, kalçadan yapılanı bozmaz, damardan yapılanı bozar. Bu duruma göre takva, oruçlu iken, müm­kün mertebe iğne yaptırmamaktır.

Bu ve benzeri konularda mecburî tedavi altında olan­ları oldukça rahatlatıcı bir bakış getiren İbni Hazm'a göre Allah Teâlâ, oruçta sadece yeme, içme ve cinsel ilişkiyi ya­saklamıştır. Bu sebeple, bu üç kavramın şümûlu içine gir­meyen şeyler orucu bozmazlar. Asrımız âlimlerinden bir kısmı da bu görüşü benimsemişlerdir. Bkz: Yûsuf el-Kardavî, Fetâvâ Muâsıreh, 306. Bu kitapta İmam İbni Teymiyye'den de İbni Hazm'inkine benzer bir görüş nakledilmiş­tir. İbni Hazm, hicrî 384-456 yılları arasında Endülüs'te yaşamış bir âlimdir. Zahirî mezhebine mensuptur ve bazı konularda dört mezhebe muhalif içtihatlar yapmıştır. İbni Teymiyye ise, 661-728 seneleri arasın­da Şam'da yaşamış bir âlimdir. Bu zat da kimi haklı, kimi haksız sebep­lerle eleştirilmiştir. Onu eleştirenler bilmelidirler ki, her âlim gibi, bu zatın da bazı fikrî yanlışları olsa bile, çok doğru olan görüşleri de vardır. Ve onun büyük bir âlim olduğunda, iyi niyet taşıdığında, Allah ve Rasûlü’nü sevdiğinde de hiç şüphe yoktur.

Hiç şüphe yoktur ki, mezheplerin görüşleri daha sağlıklıdır. Lâkin zaruretler, zayıf görüşlerle amel etmeyi de zorunlu kılabilirler.)

Orucun Kazası

Özürlü veya özürsüz bir şekilde orucu gününde tut­mayanlar, onu daha sonra bir gün olarak kaza ederler. Ka­za sayısı çoksa, onları üst üste tutmak şart değildir. Oruçlu iken onu mazeretsiz olarak bozanlar ise, ayrıca kefaret ver­mek zorundadırlar. Hanefî mezhebi, kefaretin gerekliliği konusunda orucu bozmanın şekilleri arasında ayırım yap­mazken; Şafiî mezhebi, kefareti sadece cinsî ilişki ve istim­na hallerine tahsis etmişlerdir. Bu iki mezhep arasındaki diğer bir fark da, Hanefî mezhebine göre cinsî ilişkide ke­faret iki tarafa da düşerken, Şafiî mezhebine göre onun sa­dece erkeğe düşmesidir. Orucun kefareti, (mecburî kesil­melerin dışında) üst üste iki ay oruç tutmaktır. Sıhhati ve gücü buna elverişli olmayanlar ise, atmış fakire birer fidye verirler. (Şafiî mezhebine göre fidye fitrenin dörtte biridir. Hanefî mez­hebine göre ise ikisi aynı şeylerdir.) Özrü bulunmadığı halde orucunu bozan bir kim­senin, ondan sonra akşama kadar başka bir şey yiyip içmemesi lâzımdır. Meşru bir yolculuk yapan kimse, şafak sök­tüğü zaman fiilen yolda ise, orucunu kazaya bırakabilir. Gün içinde niyetli olarak evine dönen yolcu, orucunu ta­mamlamak zorundadır. Oruç tutamayan yaşlılar ve ümit­siz hastalar, her günkü oruç için bir fidye verirler. Çocukla­rının sağlığı için oruç tutmayan hâmile ve emziren kadın­lar da, orucu kaza etmekle birlikte, Şafiî mezhebine göre fidye de verirler.

Orucun Sünnetleri

1-  Sahura kalkmak. Allah Rasûlü (sa), sahura kalkmış ve onu herkese tavsiye etmiştir. Sahu­ra kalkmaktan maksat, fazla yemek değil, seher vaktinin bereketinden istifade etmektir. Allah Teâlâ cennet ehlini ta­rif ederken, "Onlar seher vakitlerinde istiğfar ederler." (Zâriyât, 18) buyurmuştur. Bu sebeple, sahurun en makbulü da sehere en yakın olanıdır.

2- Akşam namazını kılmadan önce, orucu hurma veya su ile açmak. Sebepsiz yere iftarı geciktirmek sünnet değil, mekruhtur.

3- Şafiî mezhebine göre gün ortasından sonra misvak kullanmamak. Hanefî mezhebine göre ise, misvak kullan­mak her zaman müstehabtır.

4- Cömert davranmak. (Çok sadaka vermek, iftar ver­mek, fakir ve muhtaçları doyurup sevindirmek. Zekât ver­meyi Ramazan ayına denk getirmek de güzeldir.)

5-  Çok Kur’ân okumak (ve dinlemek, mukabele oku­mak).

6- Özellikle Ramazan ayının son on gününde itikâfa girmek. Bu Allah Rasûlü’nün âdetiydi. "Kendisi son on günde yatağını toplar, eteğini bağlar ve bütün gücüyle ken­disini ibadete verirdi. Muhterem hanımları da birlikte itikâf yaparlardı." (Müttefekun aleyh) Çünkü Kadir gecesi son on geceden biridir. Onun yirmi bir, yirmi üç, yirmi beş veya yirmi yedinci gece olması ihtimali daha kuvvetlidir. Bütün sene içinde sünnet olan itikâf, nezretmek (adamak) suretiyle vacip olur. Bu durumda adanmış süre boyunca mescitten dışarı çıkmamak lâzımdır.

Orucun Dereceleri

Orucun biri diğerinden üstün üç derecesi vardır. Birin­ci derecesi, sadece yiyip içmeyi ve şehveti bırakmaktır. İkinci derecesi, bunun yanında gözü, kulağı, dili, eli ve ayağı da haram ve şüpheli şeylerden korumaktır. Üçüncü derecesi ise, bunlarla birlikte kalb ve zihni de dünyadan ayırmak ve bunları Allah Teâlâ’nın muhabbet ve tefekkürü­ne tahsis etmektir. Birinci derecedeki orucun bozulması ye­mek ve içmekle, ikinci derecedeki orucun bozulması ha­ram bir iş yapmakla, üçüncü derecedeki orucun bozulması ise, Allah Teâlâ'ya ibadet ve itâatten başka bir şey düşün­mek ve duymaktır. "Allah, de! Ve bırak, onlar battıkları yerde eğlensinler." (En'âm, 91) âyetiyle orucun en üst derecesine işa­ret edilmiştir.

Orucun ikinci derecesindeki korumalar ise şöyledir:

1- Gözü haram ve mekruh olan nazarlardan (bakışlar­dan) korumak. Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Nazar İblis'in zehirli oklarındandır. Kim onu Allah korkusuyla terk ederse, Allah ona, kalbinde ta­dını bulacağı bir iman verir." (Hâkim)

2- Dili yalan, gıybet, koğuculuk, çirkin söz söyleme, kı­rıcılık ve tartışmaktan korumak ve onu Allah Teâlâ’nın zik­ri ve Kur'ân okumakla meşgul etmek. Bu meşguliyetin dı­şında da susmak. Allah Rasûlü’ne nisbet edilen bir sözde şöyle denilmiştir: "Beş şey orucu bozar. Bunlar; yalan söy­lemek, gıybet etmek, koğuculuk yapmak, yalan yemin et­mek ve şehvetle bakmaktır." Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Oruç (günahlara karşı) kal­kandır. Biriniz oruçlu olduğu zaman fahiş (çirkin, utanılan) şeyler konuşmasın ve cahilce hareket etmesin. Şayet bir kimse onunla kavga etmek ister veya ona söverse, karşılık vermeyip, 'Ben oruçluyum, ben oruçluyum!’ desin." (Müttefekun aleyh)

3- El ve ayakları haram işlerden korumak.

4- Haram veya şüpheli olan şeylerle iftar etmemek. Çünkü bunu yapmak, Allah’ın emri için helâl şeyleri bile terk etmek olan orucun anlamını ortadan kaldırır. Bu hal, zarar verebilir diye ilâcı bırakıp onun yerine kesin olarak zararlı olan zehiri yutmaya benzer. Çünkü helâl gıda ilaç gibidir; onun ancak çoğu zararlıdır. Haram gıda ise, zehir gibidir; onun çoğu da azı da zararlıdır. Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Nice oruç tutan vardır ki, oruçlarından ellerinde sadece açlık ve susuzluk kalır."‘ (Nesaî, İbnu Mâce)

5- İftar ederken tıka basa yememek. Çünkü bu şekilde yiyince, orucun ruhu ve hikmeti olan nefsi kırmak, şehveti azaltmak ve şeytanı uzaklaştırmak imkansızlaşır. Bu se­beple, "Allah Teâlâ’nın en çok buğzettiği kap, ağzına kadar doldurulan midedir." Ve O, buğzettiği şeyin üzerine belâlar ve hastalıklar yağdırır. Hal bu olunca, âdet olduğu üze­re, oruç ayında fazla gıda tüketmek ve bu hususta birbiriy­le yarışa girmek yanlış bir tutumdur, iftarda fazla yemek, vücudu ve ruhu ağırlaştırdığı için, özellikle bu ayda çok sevaplı olan gece ibadetini yapmak da zorlaşır. Fazla yemek zihni gevşetir ve duyguları öldürür. Oruç kalbi parlatan bir cila iken, çok yemek onun üstüne zift sürmek gibidir. Bu ziftle kararan bir kalbe, melekî ilhamların ve melekûtî nur­ların yansıması imkânsız hale gelir.

6- İftar edip orucu açtıktan sonra, korku ve ümit karı­şımı bir his duymak. Bu hissi duymak, her türlü ibadetten sonra gereklidir. Çünkü yapılmış olan amelin kabul edilip edilmediği meçhuldür. Bu sebeple, Allah Teâlâ’nın geniş olan rahmet ve müsamahası amelin kabulü yönünde kalbe ümit aşılarken, ameldeki eksiklik ve yetersizlik de korku verir. Allah Teâlâ, gerçek müminleri, "Onlar, korku ve ümit içinde dua ve ibadet ederler." (Secde, 16) sözüyle nitelemiştir. Hasan el-Basrî (ra), iftardan sonra sohbete dalıp gülen bir topluluk görünce şunu söylemiştir: "Allah Teâlâ, bu oruç ayını kulları için itaat ve hayırlarda yarış alanı yap­mıştır. Bu ayda bazı kullar, önde koşarken, bazıları da arka­da kalırlar. Koşanların kazancı da, kalanların zararı da bü­yüktür. Bu yarışta kazançlı mı, zararlı mı olduğunu bilme­diği halde, bir insanın gülüp eğlenmesi şaşılacak şeydir."

Oruç tutan bir kimse, yiyip içmeyen meleklere benze­meye çalışır. Bu sebeple, meleklerin diğer özelliklerini de kazanıp onlara benzerlik ve yakınlığını arttırmalıdır. Me­leklerin en büyük özelliği ise, Allah Teâlâ'ya karşı mutlak itaat içinde olmak ve hiç günah işlememektir. Kur'ân'ın ifa­desiyle onlar; "Allah’ın kendilerine verdiği emirlerde O'na isyan etmez ve kendilerine emredileni yaparlar." (Tahrim, 6) Melekle­re benzeme niyeti ve gayreti olmayan kimseler ise, hayvan­lara benzerler. Allah Teâlâ bunlar hakkında şöyle buyurmuş­tur: "Onlar hayvanlar gibidirler; hatta hayvanlardan daha sapıktırlar." (Âl-İmrân,179), "Onlar hayvanların yedikleri gibi yerler. On­ların yeri ateştir." (Muhammed, 12), "Onları bırak, yesinler, eğlensinler ve boş kuruntularla oyalansınlar! Yakında (yapıp ettiklerinin kendilerine neye mal olduğunu) göreceklerdir." (Hicr, 3)

Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuş­tur: "Oruç bir emanettir. Oruç tutan onu korusun." (Harâitî) Bazı âlimler şöyle demişlerdir: "Nice oruçlular oruçsuzdurlar. Nice oruçsuzlar da oruçludurlar." Bu sözün mânası şudur: Bazı insanlar oruç tuttukları halde, haramlardan sakınmayıp oruçlarını anlamsız hale getirirler; bazı insanlar da na­file oruç tutmazlar, fakat haramlardan sakınıp orucun mâ­nasını gerçekleştirirler.

O halde, yalnızca yemek ve içmekten kesilmekle oruç tutulmuş olmaz. Onun maddî ve manevî faydalarını elde etmek için, yukarıda zikredilen inceliklere de riâyet etmek lâzımdır.

Ahnef İbni Kays'a, "Sen çok yaşlısın; oruç sana zor ge­liyor; tutma." dediler. Akıl ve hikmetiyle şöhret kazanmış olan zat, bu teklife şu karşılığı verdi: "Ben keyfim için oruç tutuyor değilim. Onu Allah Teâlâ emretmiştir. Ben Allah Teâlâ’nın emrine karşı sabretmeyi, O'nun azabına karşı sab­retmekten daha kolay buluyorum."

Sünnet Oruçlar

Sünnet oruçlar; sene içinde, ay içinde ve hafta içinde olmak üzere üç kısımdır.

Sene içinde sünnet olan oruçlar şunlardır:

1- Recep ayı orucu. Üç aylardan olan Recep ayında oruç tutmak sünnettir. Ancak, bazı âlimler, Ramazan ayına benzetilmemesi için bu aydan başka her hangi bir ayın ta­mamında oruç tutmayı mekruh saymışlardır. Sahih bir ri­vayette şöyle denilmiştir: "Allah Rasûlü (sa), Ramazan ayı dışında hiçbir ayda baştan başa oruç tutmamıştır." (Müttefekun aleyh)

2- Şaban ayı orucu. Allah Rasûlü (sa), Şaban ayında çok oruç tutardı. Görenler, onu Ramazan ayında sanırlardı. (Müttefekun aleyh) Ancak Şafiî mezhebine göre, sünnet olan Şaban ayı orucu, bu ayın ilk yarısına kadardır. Ondan sonra ise, bu ayın sünneti olarak oruç tutmak mekruhtur. Çünkü Allah Rasûlü (sa) şöyle buyur­muştur: "Şabanın yarısından sonra Ramazana kadar oruç yoktur (Bir rivayette de, bundan sonra oruç tutmayın)." (Sünen sahipleri, İbnu Hibban) Hanefî mezhebine göre ise, bu ayın başından sonuna kadar her hangi bir günde veya günlerde oruç tutulabilir.

3- Zülhicce orucu. Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Hiçbir günde amel, Zülhicce ayının ilk on günündeki kadar Allah yanında üstün ve makbul değildir." (Tirmizî, İbnu Mâce) Bu günlerin geceleri de aynı şekilde faziletlidir­ler. Bundan dolayı, Allah Teâlâ, Fecir suresinde bunlarla ye­min etmiştir.

Ay içinde sünnet olan oruçlar, kamerî ayların başı, so­nu ve on üç, on dört ve on beşinci gün oruçlarıdır.

Hafta içinde sünnet olan oruçlar ise, Pazartesi, Perşem­be ve diğer bir günle birleştirerek Cuma günü oruçlarıdır. Tek başına Cuma gününde sünnet orucu tutmak ise mek­ruhtur.

Bütün sene oruç tutmak, bazı âlimlere göre mekruhtur. Çünkü Allah Rasûlü (sa) bu türlü oruç tutmamıştır.

Çok oruç tutmak isteyenler, Hz. Dâvûd (as) gibi tutmalıdırlar.

Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuş­tur: "Allah Teâlâ’nın en çok sevdiği oruç, kardeşim Dâvûd'un orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün iftar eder­di." (Müttefekun aleyh) Bu şekilde oruç tutmak hem nefse daha zordur, hem de 'bir gün sabır, bir gün şükür' esprisine uygundur.

Allah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuş­tur: "Allah Teâlâ tarafından bana dünya hazineleri teklif edildi. Fakat ben bunu kabul etmedim ve, 'Bir gün aç kalıp sana yalvarmak, bir gün yiyip sana şükretmek istiyorum.’ dedim." (Tirmizî) Ayrıca, ibadet etmek Allah Teâlâ’nın emri olduğu gibi, ara verip dinlenmek de O'nun ruhsat (izin) ve sadakasıdır. O, emrine uyulması kadar, ruhsat ve sadakasının ka­bul edilmesinden de hoşlanır. Diğer bazı âlimler ise, bay­ram günleri hariç tutulmak şartıyla gücü yetenlerin bütün sene oruç tutmalarında bir beis görmemişlerdir. Çünkü, Al­lah Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Kim bütün sene oruç tutarsa, onun cehennemde yeri ol­maz." (Ahmed, Nesaî/el-Kübrâ) Ashâb ve tabiilerden bazı zatlar da bu şekilde oruç tutmuşlardır.

Şu da akıldan uzak tutulmamalıdır ki, önemli olan, çok sayıda oruç tutmak değil, orucun gayesi olan nefis terbiye­sini gerçekleştirmek, Allah Teâlâ'ya muhtaç olduğumuzu anlamak ve O'nun nimetlerinin hayatımızdaki vazgeçil­mez yerini ve değerini anlamaktır. Bununla birlikte, âlim­ler dört gün üst üste iftar etmeyi (oruçsuz geçirmeyi) mek­ruh saymışlardır. Çünkü bu kadar süre iftar kalmak, özel­likle günde iki öğün (şimdilerde üç öğün) yemek yenirse, kalbi katılaştırır, nefsi güçlendirir ve ibadette gevşemeye yol açar.

 
  Bugün 2 ziyaretçi (22 klik) kişi burdaydı! gullerinefendisi1.tr.gg  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=