GÜLCEMAAT DİYARINA HOŞGELDİNİZ
   
  Yeni islami Portaliniz
  TEVBENİN HAKİKATİ.
 

 

Tevbe Konusu

Padişahlar padişahı olduğuna kesinlikle inanan, sebeplerin müsebbibi bulunduğuna yakînen iman eden bir kimsenin tevbesiyle onun dergâhına dönüş yapar tevbe ederiz. O´nun Melik, Rahîm, Gafûr, Tevvab olduğunu bilen bir kimsenin ümidiyle O´ndan bekleriz. O´nun, günahı af ve tevbeyi kabul edici olmasına inanmakla beraber şiddetli ikab sahibi olduğundan şüphe etmeyen bir kimse gibi, korku ile ümit arasında yaşarız.Gazabından merhametine ,öfkesinden şekatini O'ndan yine O'na sıgınırız.Allah´a hamdolsun!

Peygamberi Muhammed´e (a.s), onun âline ve ashabına, bizi hesap ve mahşer gününün dehşetinden kurtaracak, Allah katında bize yakınlık ve güzellik sağlayacak salât ve (selâm) getiririz. Öyle peygamber ki Allah katında bize yakınlık ve güzellik hazırlamıştır.

Bil ki ayıpları örten ve gaybı bilen Allah´a dönüş yapmak suretiyle günahlardan tevbe etmek, sâliklerin yolunun başlangıcı, (Allah´ın visalini) elde edenlerin sermayesi, (Allah yolunun sülûkünde) mürîdlerin adımlarının ilkidir.

Fakat mâdem ki baba kırdıktan , yıktıktan sonra yıktığını tamir etti, öyle ise müsbet ve menfi yönlerde evlat da ona tâbi olmalıdır. ´Adem (a.s) pişmanlık duydu. Daha önce yaptığı hatadan pişman oldu. Bu bakımdan Adem´i (a.s) günahta önder kabul edip tevbe etmeyen bir kimsenin ayağı kaymıştır. Hata yapmamak Allah´ın dergâhına yakın bulunanlara (meleklere) mahsustur. Telâfi etmeksizin sadece şerre yönelmek de şeytanların tabiatıdır. Şerre girdikten sonra hayra dönmek ademoğulları için zarurî bir harekettir. Bu bakımdan yalnız iyilikle uğraşanlar, Deyyan (inceden inceye amellerin karşılığını veren) olan padişaha yaklaştırılmış olan meleklerdir. Sadece şerle uğraşan da şeytandır. Yaptığı kötülükten hayra dönmekle şerrin telâfisine çalışan insandır. O halde insanın çamuruna iki tıynet karıştırılmış, ya meleğe, ya Adem´e veya şeytana benzer. Günahtan tevbe eden bir kimse ise nesebinin Adem´e (a.s) vardığını, insan tıynetinde olmakla (şerden sonra hayra dönmekle) ispat etmiştir. İsyan etmekte ısrar eden ise, nefsinin üzerine şeytan nesebini tescil etmiştir.

İnsanı şerden iki ateşin biri kurtarır: Ya pişmanlık ateşi veya cehennem ateşi! Bu bakımdan insan cevherini şeytanın pisliklerinden kurtarmak için ateşle yakmak zarurîdir. İşte şimdi iki ateşin en kolayını seçmek, iki şerrin en hafifine koşmak bize düşer. Seçme imkânı varken, insanoğlu mecburî ikametgâha cennete veya cehenneme sevkedilmeden önce bunu yapabilir.

Tevbe´nin kendisi, tarifi ve hakikati, tevbe´nin acele yapılmasının ve bütün insanlara gerekli olmasının ve bütün durumlarda lüzumlu bulunmasının ve doğru olduğu zaman makbûl oluşunu bilmeliz.

Kendisinden tevbe edilen günahların küçük ve büyük günahlara, kulların veya Allah´ın hakkıyla bağlı bulunan kısımlara ayrılması, derecelerin ve derekelerin, sevaplara ve gü-nahlara nasıl tevzi edildiği, küçük günahları büyük günahlara çeviren sebeplerin neler olduğu da biilinmelidir.

Tevbe´nin şartları, devamlılığı, geçmiş zulümlerin telâfisinin ve günahların örtülmesinin keyfiyeti, tevbe´nin devamında tevbe edenlerin kısımlarının bilinmesi ve

Tevbeye teşvik edici sebeplerin ve günahkârların ısrar düğümünün çözülmesine yarayan ilacın keyfiyetinin ana hatlarıyle deginlecek ve bizim gibi üç veya beş kitap okumuş cahilin,
Allah´ın izniyle ,sadatı kiram efendilerimizin “himmetiyle” bu dört bölümün izahıyla maksad tamamlanacaktır.İNŞALLAH.

 

Tevbe´nin Hakikati ve Tanımı

Tevbe fiil, hâl ve ilimden meydana gelen tertipli üç şeyden, gelişen ve birleşen bir mânâdan ibarettir. Bu terkibdeki birinci madde ilimdir.


İlim, günahların zararının büyüklüğünün ve kul ile sevdiğinin arasında perde olduğunun bilinmesidir. İnsan, kesin bir şekilde bunu bildiği ve kalbine gelen bir yakîn ile buna vakıf olduğu zaman bu bilgiden sevdiği elinden çıkacağı için kalbinde bir elem meydana gelir; zira kalp, sevdiği şeyin elden gideceğini sezdiği an üzüntü duyar. Eğer sevdiği şeyin elden gitmesi fiil ile olursa, o fiilden dolayı esef ve üzüntüye dalar! Sevdiği şeyi elinden çıkartan fiilinden duyduğu elemine nedamet (pişmanlık) adı verilir. Bu elem, kalbe galebe çalıp kalbi kapladığı zaman kalpte bulunan bu elemden hâl, mâzi ve istikballe alâkası bulunan bir fiilî irade ve kasdetme adı verilen başka bir hâl doğup meydana gelir.

Bu durumun hali hazırla olan alâkasına gelince, bu alâka yapmış olduğu günahı terketmekten ileri gelir... İstikballe olan ilgisine gelince, o da sevdiği şeyi elden kaçırtan günahı terketmeye hayatının sonuna kadar azimli olmasından meydana gelir. Mâzi ile ilgili bulunmasına gelince, o da eğer cebretmeye gücü varsa elden kaçan fırsatları telâfi edip “kaza etmek suretiyle” telâfi etmeye çalışmakla meydana gelir. Bu bakımdan ilim, bütün bunların başı ve hayırların doğuş merkezidir. günahların "helake" sürükleyebilen zehirler oldugunu unutmamalıyız.

. Hz. Peygamber (a.s) şöyle buyurmuştur: ´Pişmanlık tevbedir´. Zira pişmanlık, hiçbir zaman, pişmanlığı gerektiren ilimden ve ondan sonra gelen azimden hâli değildir. Tevbe, geçmiş hatadan dolayı yüreğin elem duymasıdır´.

Tevbe nin tarifindeki sözler sayılmayacak kadar çoktur.

Yani terk edilen günahlar, namaz gibi kazası mümkün olan ile telâfisi mümkün olmayan kısımlara ayrılır.

Bu ikinci kısım pişmanlıkla affolunur.

Bu bakımdan kişi, vücubun (farziyetin) mânâsını bildiği ve bunun ebedî saadetin vesilesi olduğunu anladığı , saadetin ancak Allah ile mülâki olmakta olduğunu, Allah´a karşı mahcup olan herkesin elbette şakî olacağını, onunla tevbe arasına perdeler gerileceğini, ayrılık ve cehennem ateşiyle yanacağını, Allah ile mülâki olmaktan ancak şehvetlere tâbi olmanın uzaklaştırıcı olduğunu, bu fânî âleme gönül bağlamanın ve kesinlikle ayrılacağı şeylerin sevgisine bağlanmanın uzaklaştırıcı olduğunu, bunun yanında Allah ile mülâki olmaya yaklaştıracak şeyin ancak"” kalbi dünyanın sahte süslerinden kesip tamamen Allah´ın zikriyle, onun celâl ve cemâlinin marifetini gücü nisbetinde bilmekle, ona muhabbet göstermekle yakınlık sağlamanın ancak Allah´a yönelmekle olduğunu ve Allah´tan yüz çevirmek, Allah´ın huzurundan uzaklaştırılmış düşmanları olan şeytanlara tabi olmaktan ibaret olan günahların mahcubiyetine ve Allah´tan uzaklaşmasına sebep olduğunu bildiği zaman, yakınlığa varmak için uzaklaştıran yollardan dönüş yapmanın farz olduğundan şüphe etmez."” Bu dönüş ancak ilim, pişmanlık ve azimle tamam olur. !!! Çünkü kişi, günahların Allah´tan uzaklaştıran sebepler olduğunu bilmedikçe, pişman olmaz. Uzaklaştıran yollara devam ettiğinden ötürü elem duymaz. Elem duymadıkça dönüş yapmaz. Dönüş yapmanın mânâsı, elem verici hareketi terketmek ve azimli olmaktır. Bu bakımdan kişi, bu üç mânânın amaca ulaşmak için zarurî olduğundan şüphe etmez.                                     

Ey mü´minler! Hepiniz birden Allah´a tevbe edin ki felaha eresiniz(Nûr/31) Buradaki emir umumî bir emirdir.Ey iman edenler! Allah´a yürekten tevbe edin! (Tahrîm/8)

Ayette bahsi geçen ´Nasûh tevbesi´ hâlisen Allah için, şaibelerden temiz olarak yapılan tevbe demektir. Nasûh, nasihat kökünden türemedir. Tevbe´nin faziletine Allah Teâlâ´nın şu ayet-i celîlesi de delâlet eder:Elbette Allah çokça tevbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.(Bakara/222)Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:Tevbe eden bir kimse, Allah´ın dostudur ve günahtan halis tevbe eden bir kimse, günahı olmayan bir kimse gibidir.

 

Muhakkak Allah Teâlâ´nın mü´min bir kulunun tevbesiyle sevinci, bir adamın tehlikeli, ıssız bir çölde bineği, yiyeceği ve içeceği olduğu halde biraz uyuduktan sonra uyandığında azığının ve bineğinin kaybolduğunu görüp, onu her tarafta aradıktan sonra ´Konak yerine gideyim, orada ölüm uykusuna yatayım´ diyerek başını kolunun üzerine koyarak uykuya yatıp, bir müddet sonra uyandığında, azığı ile devesini yanında gördüğü zamanki sevincinden daha fazladır.

 

Hadîsin bazı versiyonlarında geçtiği üzere deve sahibi, sevincinin şiddetinden ötürü Allah´a şükretmek için ´Sen benim rabbimsin, ben de senin kulunum´ diyeceği yerde ´Ben senin rabbinim, sen de benim kulumsun´ demiştir.

 

Hasan Basrî´den şöyle rivayet ediliyor: ´Adem (a.s) tevbe ettiği zaman melekler onu, tevbesinin kabulünden ötürü tebrik ettiler. Cebrâil ve Mikâil onun yanma inip şöyle dediler: ´Ey Adem! Allah´ın senin tevbeni kabul etmesinden ötürü gözün aydın olsun!´ Hz. Adem (a.s) Cebrail´e ´Eğer bu tevbemden sonra yine sorgu sual var ise, benim makamım neresi olur?´ dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ vahiy göndererek şöyle buyurdu: ´Ey Adem! Sen zürriyetine yorgunluk ve çok çalışmayı miras olarak bıraktın. Ben de onlara tevbe kapısını açtım. Bu bakımdan onlardan kim beni çağırırsa, sana cevap verdiğim gibi, ona da cevap vereceğim. Benden kim mağfiret isterse, ona mağfiret edeceğim. Çünkü ben yakınım. Çağırana cevap veririm. Ey Adem! Tevbe edenleri kabirlerinden, sevinçli bir durumda hasrederim. Onların duaları kabul edilmiştir´.

 

Bu hususta vârid olan rivayetler sayılmayacak kadar çoktur. Tevbe´niıı vâcib oluşunda ümmetin ittifakı vardır; zira tevbe´nin mânâsı, “ günahların helâk edici ve Allah´tan uzaklaştırıcı olduğunu bilmektir.” Bu, imanın vücubuna dahildir. Fakat bazen gaflet insanı bundan habersiz bırakır. İşte ilmin mânâsı, bu gafleti ortadan kaldırmaktır. Bu bakımdan tevbe´nin farz olduğunda ihtilâf yoktur.

 

Tevbe nin bir mânâsı da günahları derhal terketmek, gelecekte de yapmamaya azimli olmak ve daha önce geçen kusurları telâfi etmeye çalışmaktır. Böyle yapmanın farz olduğunda şüphe yoktur. Geçmişe dair nedamet getirmek ve üzülmek farzdır. Bu ise tevbe´nin ruhunu teşkil eder. Günahların telâfisi bununla tamamlanır. Öyle ise tevbe nasıl farz olmasın?

 

Günahın Ardından Hemen Tevbe Etmenin VücûbuGünahın ardından hemen tevbe etmenin vâcib olduğunda şüphe yoktur; zira günahların helâk edici olduklarını bilmek, imana dahildir. İman etmek ise farzdır.

Her ilim bir amele teşvikçi olsun diye istenir, o ilmin mesuliyetinden ancak istenilen amele teşvikçi olduğu zaman kurtulunur. Bu bakımdan günahların zararını bildiren ilim, ancak insanı günahları terketmeye teşvik etmek için istenir. O halde günahları terketmeyen bir kimse, imanın bu parçasını kaybetmiş olur .

Madem ki bu ölümlü dünyada helakten korkan bir kimse için zehirleri, zararlı yemekleri hemen terketmek farzdır, öyle ise ebedî dünyasının helâk olmasından korkan bir kimseye, bu helâka götüren şeyleri bırakması öncelikle farzdır. Zehiri yiyen bir kimse pişman olduğu zaman kusması, derhal mideden uzaklaştırmak suretiyle yediğini çıkarması farzdır.

Bunu da helake yaklaşan ve ölmesiyle sadece şu fânî dünyası elden gidecek olan bedenini kurtarmak için yapar. O halde dinin zehirleri olan günahları işleyen bir kimsenin günahlardan dönmesinin vâcib olması daha evlâdır. Bunu da ancak ömrü varsa yapabilir; zirâ bu zehirden ötürü zarar görecek olan şey, baki olan ahiretin elden gitmesidir. ! Bu bakımdan tevbeye acele etmek gerekir.

 

Günah zehirleri, iman ruhuna, doktorların yapacağı birşeyin kalmadığı bir felâketi işlemezden önce tevbe etmek gerek. Öyle bir felâket ki ondan sonra zararlılardan sakınmanın, nasihatçıların nasihatinin, vaizlerin vaazının hiçbir faydası olmaz. Tevbe Herkese ve Her Hâlükârda Vacibdir

Kur´an´ın zahiri bu hükme delâlet eder; zira Allah Teâlâ umumî olarak şöyle buyurmuştur:Topluca Allah´a tevbe edin ki felaha eresiniz.(Nûr/31)Basiret nuru da insanı bu hükme irşad etmektedir. Zira tevbenin mânâsı; Allah´tan uzaklaştıran ve şeytana yaklaştıran yoldan dönmek demektir. Böyle bir dönüş, ancak akıllı bir kimse için düşünülebilir.

Bunun için Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur.Benim de kalbimin üzerine pas çöker. Öyle ki gece ve gündüz yetmiş defa Allah´tan af talebinde bulunurum.

 

Bunun için Allah Teâlâ, peygamberine şöyle demek suretiyle ikramda bulunmuştur:Öyle ki Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlayıp üzerindeki nimetini tamamlayacak ve seni dosdoğru bir yola iletecektir.(Fetih/2)

Hz. Peygamber´in´ (sav) yüce makamına rağmen hali bu olursa, acaba başkasının ,bizim halimiz ne olacaktır?
Hayır! Doğrusu onların kazandıkları günahlar kalplerini kaplamıştır.(Mutaffifîn/14)

Bu bakımdan ´reyn´ (pas) biriktiği zaman mühre dönüşür. Aynanın yüzündeki buhar gibi o mühürle kalp mühürlenir. Birikip zaman uzadıkça, demirin içine işler, onu ifsâd eder.

 Artık ondan sonra işlem kabul edemez hale gelir, pastan mühürlenmiş gibi olur. Şehvetlerin arkasında gitmeyi terketmek de kâfi gelmez. Kalpte tabiatlaşan o pasların silinmesi lâzımdır.

 

Nitekim eğer aynada tabiîleşen kirler silinmezse, sadece buharları silmenin kâfi gelmediği gibi. Günahlar ve şehvetlerden kalbe zulmet yerleştiği zaman da durum böyledir. Bu bakımdan kalbe ibadetlerden bir nur yükselir. O ibadetlerin nuruyla nıâsiyetin zulmeti silinir.

 

Buna Hz. Peygamberin(sav) şu hadîsi işaret etmektedir:Günahın ardından sevab işle ki sevab günahı silip yok etsin!

Dünya hayatının seni aldatmasından sakın! Bir milyon defa sakın ki şeytan seni amelsiz Allah´a güvendirip aldatmış olmasın!

Sizden birinize olum (alâmetleri) gelip de ´Ey rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka versem ve sa-lihlerden olsam!´ demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden (Allah yolunda) harcayın. Allah bir kimseyi eceli geldiği zaman asla geciktirmez ve Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.(Münâfikûn/10-11)

Denildi ki: Kulun Allah´tan istediği yakın zamanın mânâsı; kula perde aralandığı zaman şöyle demesidir:

- ey ölüm meleği! Benim ecelimi bir gün tehir et ki o günderabbimin huzuruna özrümü arzedeyim, tevbe edeyim. Nefsim için sâlih bir ameli azık edineyim.- Günleri tükettin, artık günün yoktur!

- Öyle ise bir saat beni tehir et!- Saatleri tükettin artık saatin yok!

Bu bakımdan kulun yüzüne artık tevbe kapısı kapatılır. Can boğaza dayanır. Nefesleri boğazının kemikleri arasında yükselip alçalır. Geçmişi telâfi etmekten ümitsiz olmanın acısını duyar. Hayatının zayi olmasından ötürü pişmanlık ateşini tadar durur.

Yoksa kötülükler yapıp yapıp da nihayet ölüm kendilerine gelip çatınca ´Ben şimdi tevbe ettim?´ diyenlere ve kâfir olarak ölenlere tevbe yoktur,(Nisa/18)Allah´a göre şu kimselerin tevbesi makbuldür ki cahillikle bir kötülük yapıp hemen ardından dönerler.(Nisa/17)

Bu ayetin mânâsı; hatayı işlediği halde hatasından pişman olması, onun eserini hemen akabinde yapmış olduğu bir hasene (sevab) ile daha pas kalbin üzerine yerleşip silinmeyi kabul etmeden önce silmesi demektir.

Bu sırra binaen Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:Günahın hemen akabinde sevap işle (ki o sevap) o günahı silsin!

Bu sırra binaen Lokman Hakîm, oğluna *Ey oğul! Sakın tevbeyi geciktirme! Zira ölüm ansızın gelir! demiştir.

Kim acele tevbe etmeyi “´sonra yaparım´ “ diye terkederse, o iki büyük tehlike arasında kalır: Birincisi günahlardan gelen bir karanlığın onun kalbinin üzerine yerleşmesidir ki artık pas ve tabiat olur ve silinmeyi kabul etmez. İkincisi, hastalığın veya ölümün gırtlağına sarılması ve dolayısıyla günahı mahvetmeye fırsat bulamamasıdır.

Ariflerden biri şöyle demiştir: Elbette Allah Teâlâ kuluna iki sırrı tevdi buyurmuştur. İlham yoluyla o sırlarını kuluna fısıldar!

1. Annesinin karnından çıktığı zaman ona der ki: ´Ey kulum!

Seni dünyaya tertemiz çıkardım. Emrimi sana emanet bıraktım.

Seni bu emaneti korumak hususunda emin saydım. Bu bakımdan

emaneti nasıl koruyacağını iyi düşün! Benimle nasıl mülâki

olacağını da iyi (düşün)!´


2. Ruhu çıktığı zaman ona der ki: ´Ey kulum! Senin nezdindeki
emanetim hakkında ne yaptın? Aramızdaki söze riayet ettin mi?Benimle mülâki olacağın güne kadar onu korudun mu? Eğeremanetimi koruduysan ben de va´dimi îfâ etmek suretiyle senikarşılayayım. Eğer emanetimi zayi ettiysen ben de o emaneti senden istemek ve ceza vermek suretiyle seni karşılayayım!´


Nitekim Allah Teâlâ´nın şu ayetinde buna işaret vardır:Siz, benim ahdime vefa edin ki ben de ahdinize vefa edeyim,(Bakara/40)

Onlar ki emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler,(Mü´minûn/8)

Tevbe´nin sıhhatli olup kabul edilmeyeceğini düşünen bir kimse, tıpkı güneşin doğup karanlığın zâil olmayacağını, elbisenin sabunlayıkanıp buna rağmen temizlenmeyeceğini düşünen bir kimse gibidir.

Ancak kir uzun zaman birikip yerleştiğinden dolayı elbisenin dikişleriarasına ve içerisine nüfuz etmişse, bu takdirde sabun o kiri gidermeye güç yetiremez.

Bunun misali, günahlar kişide tabiat hâline gelinceye ve kalbinin üzerine pas oluncaya kadar birikip yerleşmeleridir. Böyle bir kalp, artık dönüp tevbe etmez. Evet, bazen dil ile ´Tevbe ettim´ der. Bu, çamaşırcının diliyle ´Ben elbiseyi yıkadım´ demesi gibidir. Oysa onun yıkadım demesi asla elbiseyi temizlemez.

Hatta dünyaya yönelen, Allah´tan tamamen yüz çeviren halkın çoğunun durumu budur.

Bu beyan, tevbe´nin kabulü hususunda basiret erbabı için kâfidir. Fakat biz bunu, ayet, hadîs ve eserlerle takviye edelim. Çünkü Kitab ve Sünnet ´in doğrulamadığı hiçbir görüşe itimad yoktur.
 
Ayetler

O´dur ki kullarından tevbeyi kabul eder, kötülüklerden geçer ve bütün yaptıklarınızı bilir.(Şûrâ/25)


Günahı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, azabı şiddetli olan ihsan sahibi (Allah´tandır).(Mü´min/3)


Bunlardan başka daha nice ayetler vardır.

Hadîsler
Herhangi birinizin tevbesiyle Allah, yitirdiği devesini bulan kimseden daha fazla sevinir.,.Sevinmek, kabulden sonra gelir. O kabulün delili bir nimettir.


Elbette Allah Teâlâ tevbe ile kudret elini, gece günah işleyen için gündüze kadar, gündüz günah işleyen için de geceye kadar yayar (açar). Bu durum, güneşin batıdan doğuşuna kadar (kıyamet kopuncaya kadar) devam eder.(müslim)


´Kudret elini açması tevbeyi talep etmekten kinayedir; yani Allah kullarının tevbe etmesini ister, İsteyen kabul edenin ötesindedir; yani kabul edeceği için ister. Zira çok kabul eden vardır ki istemez. Hiçbir isteyici yoktur ki kabul edici olmasın!


Göklere yetişinceye kadar hatalar işlemiş olduktan sonra pişman olsanız bile, muhakkak Allah tevbenizi kabul eder.(ibn mace)

İnsan (bazen) günah işler ve o günahtan ötürü cennete girer!

Denildi ki: ´Ey Allah´ın Rasulü! Bu nasıl olur?´ Hz. Peygamber şöyle buyurdu:

O günah daima gözünün Önünde olur. Ondan tevbe eder, ondan kaçar ve sonunda cennete girer.(ibn mübarek-zühd)

Günahın keffareti pişmanlıktır.(taberani)

Günahtan tevbe eden bir kimse günahı olmayan kimse gibidir.
Rivayet ediliyor ki Allah Teâlâ, İblis´e lânet okuduğu zaman, İblis, kendisine mühlet vermesini Allah´tan talep etti. Allah da ona kıyamet´e kadar mühlet verdi. İblis dedi ki: ´Senin izzetine yemin ederim! Ademoğlunun ruhu oldukça onun kalbinden çıkmayacağım´.


Bunun üzerine Allah Teâlâ da şöyle dedi: ´İzzet ve celâlime yemin ederim, onda ruh oldukça onun tevbesini kabul edeceğim´.


Muhakkak sevablar, suyun kiri götürdüğü gibi günahları silip götürür.(tirmizi)

Bu husustaki hadîsler sayılmayacak kadar çoktur...
.gelelim yazımızın nihayetine büyük şehirlerde bir semtte adres bulmak ne kadar zordur biliriz hepimiz,en ufak bir meslekte bile bir ustaya ihtiyaç vardır. Bu meşakkatli zor ve karışık yolda sakın bir rehbersiz (mürşid-i kamil) ilerlemeye kalkmayalım.ahir zamanın ahirinde.....vesselam

 

 
  Bugün 7 ziyaretçi (16 klik) kişi burdaydı! gullerinefendisi1.tr.gg  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=